KORKU

Korku Nedir?

Korku, günlük hayatımızın önemli kısımlarından birini kaplar. O kadar etkilidir ki, hayatımızı ona göre planlarız. Davranış biçimi olarak özel ve genel davranışlar sergileriz. Genelde, konforsuzluk korkumuzdan, daha zor zamanlar için yemek, su ve para biriktiririz. Kendimizi vahşi hayvanlara, düşmanlara hatta diğer insanlara karşı savunmaya hazırlıklıyızdır. Bütün hayatımızı bu korkularımıza göre bina eder ve günlük yaşantımızı da ona göre şekillendiririz. Özel olarak, bir insanın küçük ve kapalı yerlerde kalma korkusu (Klostrofobi) varsa evinde asansörü olmayan bir arkadaşına gitmez, onunla hep dışarıda veya kendi evinde buluşur.

Korku birçok form ve şekilde karşımıza çıkmaktadır. Yine de korkuyu şöyle tarif edebiliriz:
"Algılanan gerçek veya değil, bir risk veya tehlike anında hissedilen kötü histir. Bu hissin fonksiyonu, o anda alarm vererek bizi harekete geçirmek ve istenmeyen o durumdan bir an evvel çıkmamızı sağlamaktır."

En basit korkumuz, "Ölüm korkusu"dur ki bu bizi tehlikeli olarak algıladığımız durumlardan çıkarmak için alarm niteliği taşıdığından, neredeyse iyi ya da olumlu hatta sağlıklı olarak bile tabir edebileceğimiz duygumuzdur. Ancak her korkumuz bu kadar "işe yarar" değildir. Korkunun daha az dramatik sebeplerine günlük yaşantımızda oldukça fazla yer vermekteyiz. "Kapıyı kilitledim mi acaba?", "Ya ocağın altı sönük değilse?", "SSK sigortamın primi yattı mı acaba?", "Bizim kızın bu saatte evde olması gerekmez miydi?" ve benzeri gibi... Bu endişeler hayat kalitemizi düşürmekle beraber, sağlığımızı da tehdit etmektedir.

Kuran-ı Kerim'de, insanın "Alak"tan yaratıldığı yazar. Alak, kelime manası olarak kan pıhtısı olduğu gibi, sevgi ve şefkat manasına da gelmektedir. Eğer insanın harcında sevgi varsa, sevgiyle yaratıldıysa, peki nedendir bu korku? İnsan neden korkar bu kadar? İnsan niye korkar? İşin en ironik kısmı da sanırım burasıdır. Korkunun ana kaynağı dinlerdir. Dinlerin oluştuğu zamanlardaki günlük hayata baktığımızda, insanlar avcı-toplayıcılardı. Çok azı etraflarındaki dünyayı anlayabiliyorlardı. Çoğu ne olduğunun ve nerede olduğunun idrakinde değildi. Etraflarında olup-biteni anlamaya çalışma sıralarında Şaman'lar ve Mistik'ler, dünyayı gözükmeyen, büyük ve tanımlanamayan şeylerle açıklamaya çalıştılar, Ruhlar, Tanrılar, Doğa, Güneş ve Ay gibi. Bilim ve teknolojinin çok sınırlı olduğu zamanlarda, tek bir tanesinin bile ortak bir açıklamasının olmadığı bu "şey"lerin, insanların üzerlerinde büyük etkisi vardı. Açıklayamadığı her şey ürkütücü gelmiştir insanoğluna. Ne etki edebiliyorlar, ne işleyişine karışabiliyorlar ne de açıklayabiliyorlardı. Bu aynı zamanda, "beklenmedik" şeylerin olabileceğinin mümkün olduğunu ve bunları önlemenin yolunun dua etmek, inanmak ve iman gibi yollarla önlenebileceği düşüncesini de yaydı. Daha sonraları, daha gelişmiş düşünceler ve filozofiler gelişti ve hatta organize dinler. Tüm bu sistemlerin amacı, insanoğlunun bir şeyleri açıklayabilmesi adına başlarken, günlük hayata bir çeşit nizam-intizam getirmesi şeklinde devam etti. İnsan kendinden büyük, kontrol edemediği ve ona zarar verebilecek şeylerden korkuyordu. İnsanları bir arada tutmak ve kontrol etmek için muazzam bir sistem oluşturulmuş oldu böylece.

Her açıdan baktığımıza şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki "Korku, gelecekte olabilecek, gerçekçi olsu- olmasın, bir şey için zihnimizin bize alarm veren, rahatsızlık verici reaksiyondur." Korku her şekliyle rahatsız edicidir. İşte tam da burada korkuyla ilgili en önemli ikilemi anlamış bulunuyoruz. Rahatsız edebilecek bir durum için o daha olmadan bizi rahatsız etmesi!

Zihin/Projeksiyon
Şunu net bir şekilde görüyoruz ki, korku gelecekte olma ihtimali olan bir şey için zihnin, geleceği tahmin etme fonksiyonun devreye girmesiyle oluşan bir reaksiyondur. Şöyle ki, öncelikle düşmekten korkarız. Ancak düşerken, yere çakılmaktan korkarız. Yere çakıldıktan sonra kötü bir şekilde yaralanmaktan korkarız. Kötü bir şekilde yaralandığımızı anladığımızda, acı çekmekten ve bu acının uzun sürmesinden korkarız. Bunu uzatabilirsiniz. Kesin bir ifadeyle şunu diyebiliriz ki, korku, henüz olmamış bir şey için çektiğimiz acıdır. Zihnimizin uydurmasıdır. Gerçekten olmuş bir şeyden ziyade zihnin fantezisidir. Yani kısacası, korku, zihnin bir projeksiyonudur. O yüzdendir ki, herkesin özel bir zihni ve dünyayı algılayış biçimi olduğundan, herkesin korkuları da çeşitlidir. Birimizin korktuğundan başka birimiz korkmayız.

Korkuya Bağımlılık
Kimi insanlar korkuya bağımlıdır. Sıra dışı olarak adlandırılan spor dallarıyla uğraşan kişilerde, özellikle korkuya karşı bir çekilim vardır. Korkunun bedende salgıladığı kimyasallara karşı da bir bağımlılık olarak görülebilir. Doğal ve yasal yollardan uyuşturucu da diyebilirisiniz. Bunun dozu hiçbir zaman yetmez dolayısıyla yaşanmak istenen korkunun/adrenalinin dozu sürekli artırılır.

Acı Çekme
Budizm, korkuyu bir çeşit acı çekme olarak nitelendirir. Korkmaktan her ne kadar hoşlanmasak da yine de öldürücü bir yılan ve otomobil sürerken tehlikeli bir dönemeçle karşılaştığımızda ayaklarımızı geride tutan bu duygudur. Elbette ki tehlikeyle ilgili alarm almamız çok gereklidir. Alarm aldıktan sonra yapılabilecek en mantıklı şey, o an, o durumdan nasıl çıkılacağını düşünmektir. Eğer korkunun bizi tamamen esir almasına izin verirsek, onun şiddetiyle olay anında adeta "buz kesip" öylece kalabiliriz. Benzer şekilde, çoğumuz manasız ve sayısız şeylerden korkarız. Örümcek korkusu, kapalı yerlerde kalma korkusu, sıkışma korkusu, büyük yerlerde bulunma korkusu vb gibi. Hayat gerçekten zor, çekilmez ve yaşanmaz bir hal alabilir. Zihnin mantıksız projeksiyonları mantığımızı ve oradan da tüm bedenimizi ele geçirir. İşte tam da burada "Fobi"den bahsetmek gerekir.

Fobi
Fobi, korkunun, kişinin günlük yaşamını olumsuz yönde etkileyen, bu anlamda kontrolden çıkmış halidir. Normal korkunun fobiye dönüşümü, Budist psikolojide de benzer şekilde şöyle açıklanmakta, sıradan bir kızgınlığın körü körüne bir nefret ve düşmanlığa, çikolata hazzının alışkanlığa dönüşmesi gibi. Fobi kelimesinin, HYPERLINK "http://tr.wikipedia.org/wiki/Yunanca" \o "Yunanca" Yunanca "Phobos" kelimesinden geldiği düşünülürse, fobinin anlamı daha bir netlik kazanır. Phobos, HYPERLINK "http://tr.wikipedia.org/wiki/Yunan" \o "Yunan" Yunan mitolojisinde dehşet tanrısıdır!
Buradaki tek fark korkunun seviyesidir. Başlangıçta, nefret ve korku bizi acılardan korumak üzere iyi de sayılabilecek görevlerine rağmen, yine de zihnin projeksiyonundan başka bir şey değildir. Bu projeksiyonlar büyüyerek fobi olarak karşımıza çıktığında gözüken odur ki, zihniniz o durumu sadece abartmıştır. Sebebi ne olursa olsun, zihniniz kontrolden çıkar ve küçücük bir örümcek gözünüze bir yaratık gibi, yüksekçe bir sandalye de gözünüze bir dağ gibi gelecektir. Buradan da anlayabiliriz ki, tedavi, ilaçların getirdiği sahte rahatlıktan ziyade, zihni "normale alıştırma" meselesidir.

Kuantum Bakış 
Korkuya Kuantum bakış açısından bakınca, şunu rahatlıkla söyleyebiliyoruz ki, her insanın korkuları vardır. Bu, onu eksik, kusurlu veya hatalı ve hatta hasta yapmaz. Zihnin oynadığı bir oyundur. Bir şeyin manasının başkalaştırılmasından kaynaklanmıştır. Bir manada anlam kaymasından söz edebiliriz. 
Buradaki kritik durum, bilinçaltının korkulardaki rolüdür. Biz bir şeyi iyi biliyoruz ki bilinçaltı, arşivinde olanı genelliyor, çarpıtıyor ve bozuma uğratıyor. Bu durumda, herhangi bir korkunuzun kaynağı bilinçaltınız da olabilir, zihniniz de. Ancak her ikisinde de bilinçaltımızla işbirliği yapmak durumundayız. Zira bilinçaltımızda programlı olan korkulara uygun yaşam deneyimleri çekiyoruz. Bilinçaltının fonksiyonlarından biri, korkulardan yargılar, yargılardan yeni korkuları pekiştirecek deneyimler çekmesidir. Bunu da çekim yasası vasıtasıyla yapar.

Sevgi mi, Korku mu?
Ruh-zihin-beden üçlemesi insanın her türlü refahının, sağlığının ve mutluluğunun gözlemlenebileceği nosyonlardır. Bunlardan herhangi birindeki olumsuzluk, diğer ikisini de etkilediği gibi olumlu bir hal de aynı etkiyi yapmaktadır. Özünde "sevgi" olan insanın bunu hatırlaması gerekir. Sevgi enerjisi, laboratuar deneyleriyle bile kanıtlanan çok yüksek bir enerjidir. Beden için olduğu kadar zihin ve ruh için de gereklidir. Doğası gereği, insan bedeninde sadece iki duygu vardır. Biri "sevgi" diğeri ise "korku"dur. Diğer tüm duygular bunların türevidir. Merhamet, yardımseverlik, vefa gibi duygular sevgiden, dedikodu, nefret, öfke ve aşağılama gibi duygular da korkudan doğarlar. Dolayısıyla, bir şey ya sevgidir ya korkudur. Sevgiyle doldurulamayan her alana da korku girer. Sevgi duygusu ve enerjisi insan bedeninin yegâne yakıtıdır. 
Korkulardan arınmak için de anahtar yol, korkuları sevgiye dönüştürmektir. Düşük ve bozuk bir enerjiyi, yüksek ve düzgün bir enerjiye çevirmek olarak da düşünebilirisiniz. Söz konusu bu değişim sağlandığında, insan ideal durumuna kavuşmuş demektir. Sevgi eksikliği, her türlü sorunun ister sağlık olsun, ister maddi olsun, ister ilişki olsun, isterse de başarı olsun hepsinin altında yatan kaynaktır.

Ne yapılabilir?
Yapılması gereken bir takım çalışmalar vardır. Bu çalışmalar sayesinde de korkularımızdan arınmak mümkündür. Korkulardan arınmak demek, en basit haliyle daha kaliteli bir hayat demektir. Hele ki, öyle korkularımız vardır ki, evden dışarı bir adım bile attırmaz bize. Basit olayla başlayan bu serüven nihayetinde ruhsal korkular düzeyine ulaşır. Aşağıda korkuları yenmekle ilgili yapılması tavsiye edilen çalışmalar bulunuyor. Her zaman, tıbbi tedavileri öneriyoruz. Herhangi yeni bir yönteme başlamadan evvel, daima Doktorunuza başvurmanız gerektiğini hatırlatıyoruz. Bu çalışmalar tamamlayıcı ve yardımcı nitelikte size iyileşme sağlayabilir.


Makale arşivi için tıklayınız →